Av. Gürbüz Yüksel Uyardı: İnternette Çocuk İstismarına Dikkat!

0

COVİD-19 pandemi sürecinde salgının yayılmaması ve toplum sağlığının korunması açısından alınan tedbirler arasında 65 yaş üstü büyüklerimiz ile 20 yaş altı gençlerin ve çocukların evde zorunlu izolasyonu TV veya bilgisayar başında geçirilen sürelerin artmasına neden olmuştur. Okul çağında olan çocuklarımız bir taraftan EBA üzerinden eğitimlerine devam ederken boş kalan zamanlarında Covid-19 salgını öncesine göre çok daha fazla dijital dünyanın imkânlarından yararlanmaya yöneldiler. Görünen o ki covid-19 salgını sonrasında da ​dijital medya kullanımı artarak devam edecek ve dijital güvenlik sorunlarında artışa neden olacaktır. Zira dijital dünya göründüğü kadar masum değildir. ​İşte bu yazıda ebeveynler açısından bir farkındalık oluşturmak amacıyla dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki etkileri konusuna değinilecektir. 

Avukat Gürbüz Yüksel

Yapılan araştırmalarda dünyada her üç internet kullanıcısından biri çocuk olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani tahminen 18 yaşından küçük çocuklar ve ergenler; tüm dünyadaki internet kullanıcılarının üçte birini oluşturmaktadır. Yine bir araştırmada gençlerin sosyal medyada günde ortalama 4-5 saat vakit geçirdikleri görülmüştür. Sosyal medyaya harcanan bu zamanın büyük bir kısmı ise cep telefonları üzerinden gerçekleşiyor. Aynı araştırmada gençlerin % 15’inin günlük olarak sosyal medyada yabancılarla iletişim kurduğunu, % 35’inin daha sonra pişman olacakları paylaşımlar yaptığını ve % 29’unun sosyal medyada siber zorbalığa maruz kaldığını göstermiştir . ​Çocukların erken yaşta ve yeterli bilinç düzeyine erişmeden 1 ve filtre olmaksızın sosyal medya kullanmaları, onları istismarcılar için kolay hedef haline getirmektedir. Maalesef bizzat ebeveynler tarafından çocukları hakkında çok küçük yaştan itibaren oluşturulan ​“dijital geçmişler”​ ya da ​“dijital ayak izleri”​ çocukların gizlilik ve güvenliklerini tehlikeye atar hale gelmiştir. 

Hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen dijital teknoloji hepimizin hayatını etkilediği ve değiştirdiği gibi elbette ki çocukların hayatlarını da etkilemekte ve değiştirmektedir. Özellikle yaygınlaşan akıllı telefonlar gençler ve çocuklar arasında ​“odadan çıkmama kültürünü” ve ​“dijital bağımlılık” kavramlarını hayatımıza sokmuştur. Bir araştırmada 16 yaşındaki bir kız çocuğunun “İnternetin bizi uzaktakiler ile yakınlaştırırken yakınımızdakilerden uzaklaştırdığını düşünüyorum.” sözü oldukça anlamlı ve düşündürücüdür. 

Gerçek hayatta iyiler ve kötüler olduğu gibi sanal dünyada da iyiler ve kötüler vardır. Dolayısıyla, internet iyiye de kötüye de kullanılabilecek bir teknolojik araçtır. Bu anlamda, doğru kullanılan d​ijital teknoloji çocuklara büyük değişimler, başarılar ve fırsatlar sunduğu gibi, ​güvenli erişimi sağlayamadığımız takdirde onların güvenliğini, mahremiyetini ve sağlığını tehdit eden ​pek çok risk ve sakıncayı da beraberinde getirmektedir. Bu risk ve sakıncalar arasında cinsel istismar, pornografi, siber zorbalık, ​mahremiyet ihlalleri ve özel bilgilerin kötüye kullanımı gibi pek çok tehlike yer almaktadır. Örneğin; ç​ocukları tuzağa düşürmek isteyen kötü niyetli kişiler; anonim sosyal medya profillerini ve oyun forumlarını kullanarak, hiçbir şeyden şüphe duymayan çocuklarla kolaylıkla iletişim kurabilmektedirler. Çevrimiçi ortam mağduru bir çocuk internetteki tehlikeyi şöyle özetliyor: ​“Yabancı biri ‘soyunun’ dediğinde üzerimizdekileri çıkarıyoruz.” İfadesi tehlikenin boyutunu göstermektedir. Herhangi bir filtreleme programı olmaksızın 2 internette denetimsiz bırakılan çocukların, cinsel içerikli veya aşırı şiddet içerikli resim, görüntü, video vb. içeriklere erişme ihtimalleri de oldukça yüksektir. 

Yine dijital teknolojinin aşırı kullanılmasının, çocukları ailelerinden ve çevrelerinden uzaklaştırarak onlarda depresyon ve kaygıya neden olabileceği ifade edilmektedir. Keza dijital teknolojinin çocukların psikolojik, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerindeki olası etkilerini de göz ardı edemeyiz. Bu riskler, ileride çocuklara zarar verebilecek daha büyük tehlikelere de yol açabilecektir. Bu itibarla çocuklar, dijital dünyanın imkânlardan maksimum düzeyde faydalandırılırken, kendilerini bekleyen çevrimiçi risklerden de korunmalıdırlar. 

Peki, teknolojiyi çocuklarımızın gelişimi için en doğru şekilde nasıl kullanabilir, onları nasıl koruyabiliriz?

Burada görev öncelikle ebeveynlere düşmektedir. Zira çocuklar ebeveynleri örnek alırlar. Teknolojiyi aşırı kullanan bir ebeveynin çocuğuna doğru bir rehberlik yapması elbette ki mümkün olamaz. Çünkü çocuklar söylenenlere değil gördüklerine inanırlar. Bu nedenle ebeveynler çocuklarını sosyal medya yüzünden ihmal etmemeli, kötü örnek olmamalıdırlar. Bir başka ihmal örneği ise; ​“Geri-Pas Etkisi”:​ (Carly Schuler tarafından ortaya atılmıştır) ebeveynlerin bekleme odalarında, restoranlarda, evde çocuklarını eğlendirmek, oyalamak ya da sakinleştirmek için onlara kendi dijital cihazlarını vermeleri ve onları  teknolojik cihazlarla baş başa bırakmalardır. Yani ebeveynlerin teknolojiyi bir çeşit ​“duygusal emzik”​ olarak kullanmaları durumu, söz konusudur.

Dijital Ebeveynlik;

Dijital ebeveynlik, anne ve babaların çocuklarına dijital dünyada doğru rehberlik yapabilmeleri için öğrenmeleri gereken becerilerini ifade etmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin, dijital medyada çocukların 4 korunması için dijital ebeveynlik rolünü üstlenmeleri gerekmektedir. Bu roller; dijital okuryazarlık, farkında olma, kontrol, etik ve yenilikçilik olarak ifade edilmekte olup ebeveynler belirlenen bu rollere uygun şekilde çocuklarını çevrimiçi ortamlardaki risklerden koruyabilirler. Bu rollerden özellikle etik rolü, ebeveynlerin dijital mahremiyetle ilgili gerekli bilgiye sahip olmaları; çocuklarını bu konuda bilinçlendirmeleri ve eğitimeleri gerektiğini vurgulamaktadır 5

Dijital Ebeveynler Çocukları Korumak İçin Neler Yapmalıdır?

1) Çocuklara çevrim içi ortamda mahremiyetin ve kişisel verilerin nasıl korunacağının öğretilmesi; Çocuklara, kişisel bilgilerini korumak için gizlilik ayarlarını nasıl kontrol edebilecekleri öğretilmeli ve bu bilgilerin herkese açık hale gelmesi halinde kimlik hırsızlığına maruz kalabileceklerini anlamaları sağlanmalıdır. Burada Kişisel Verileri Koruma Kuruluna önemli görevler düşüyor. Zira KVKK’ da çocukların kişisel verilerinin korunmasına ilişkin spesifik bir düzenleme yoktur. Ancak, AB Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün (GDPR) çocuklara ilişkin düzenlemelerine paralel bir düzenleme yapılabilir.

2) Çocuklara dijital okuryazarlığın öğretilmesi. Çocukların giderek daha küçük yaşlarda çevrimiçi hale gelmeleri nedeni ile okulların dijital okuryazarlık programlarını alt sınıflardan itibaren müfredata koymaları gerekmektedir. Çocukların sosyal medya kullanımı konusunda farkındalıklarının olması önemlidir.

3) Çocuklar çevrimiçi tüm risklerden; cinsel istismar, çocuk ticareti, siber zorbalık ve uygunsuz materyallere maruz kalmak da dâhil olmak üzere korunmalı ve cinsel içerikli görüntülerin paylaşılması gibi kendilerince üretilen içeriğin kendilerini şantaj riskine maruz bırakabileceği konusunda bilinçlendirilmelidirler.

4) Aileler, çocukları korumak ve internette geçirdikleri zamanı en iyi şekilde değerlendirmelerine rehberlik etmek amacıyla, çocukların ekran karşısında geçirdikleri zamanla konusunda ne fazla serbest ne de fazla katı olmamalıdırlar. Çocukların internette ne kadar zaman geçirdiğine değil ne yaptığına odaklanmalıdırlar.

Dijital Teknoloji Şirketleri Neler Yapmalıdır;

Ağların ve hizmetlerin, çocuk istismarına yol açabilecek materyalleri yaymalarının önlenmesi; Teknoloji ve internet şirketleri, ağlarının ve hizmetlerinin suçlular tarafından çocukların cinsel istismarına ilişkin görüntüleri toplamak ve yaymak amacıyla kullanılmasını önleyecek adımlar atmalıdır. Çocukların karşı karşıya kaldıkları en büyük tehditleri sürekli olarak izlemek ve çevrimiçi ortamda suç teşkil eden faaliyetlerin önlenmesine yönelik yenilikçi çözümler bulmak için kolluk kuvvetleri ve diğer paydaşlar ile birlikte çalışmak çocukların hem çevrimiçi hem çevrimdışı ortamda güvende tutulmasına yardımcı olabilir 6 .

Hukuki Açıdan Değerlendirme ;

Dijital teknoloji baş döndürücü bir hızda gelişmekte, buna bağlı olarak hak ihlalleri de bu hızda ve kendine özgü şekilde artmaktadır. Pozitif hukuk ise maalesef bu hıza ayak uyduramamaktadır. Günümüzde gerçek hayatta var olan suçlara ilişkin cezai yaptırımlar, sanal ortamda işlenen suçlar için de geçerlidir. Pozitif hukukta bilişim suçları 5237 sayılı TCK’nun 243, 244, 245. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunların dışında İntihara yönlendirme (md.84), Çocukların cinsel istismarı (md.103), Tehdit (md.106), Şantaj (md.107), Hakaret (md.125), Özel hayatın gizliliğinin ihlali (md.134), Kişisel verilerin kaydedilmesi (md.135), Kişisel verilerin ifşası (md.136), Nitelikli hırsızlık (md.142), Nitelikli dolandırıcılık (md.158), Müstehcenlik (md.226) gibi suçlarda yine bilişim sistemleri vasıtasıyla işlenen suçlardır. Yukarıda sayılan suçlardan TCK. 135 ve 136. maddeleri hariç, diğer suçların takibi şikâyete bağlı olup suçun öğrenilmesini takiben 6 ay içerisinde ilgili makamlara şikâyet edilmelidir.

Ayrıca internette işlenen suçlara ilişkin 5651 sayılı yasada düzenlenen katalog suçlar açısından “içeriğin çıkarılması” veya “erişimin engellenmesi” tedbiri de burada uygulama alanı bulacaktır. Suça konu internet içeriklerini oluşturan ve yayanlar hakkında ise suç duyurusunda bulunulur. 

Sonuç;

Artık geri dönüşü imkânsız olan dijital teknoloji çocukların ve gençlerin hayatını giderek daha fazla etkilemektedir. ​Bir nesli kaybetme lüksümüzün olmadığı farkındalığından hareketle, dijital dünyayı aktif olarak kullanan genç nesillerin daha sağlıklı yetişmeleri için bu alana özgü yerli/milli politikaların geliştirilmesi, pratiklerin ve ürünlerin çocukların ihtiyaçları göz önüne alınarak tasarlanması ve üretilmesi önem arz etmektedir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here