Cinsel istismar sonucunda hamile kaldı, Anayasa Mahkemesi kürtaj talebinin reddedilmesini hak ihlali saydı!

0

Cinsel saldırı sonucu hamile kalan 18 yaşından küçük birey, gebeliğin sonlandırılmasını talep etmiş ve bu talep reddedilmişti. Bu talebin reddedilmesini hak ihlali olarak değerlendiren Anayasa Mahkemesi, 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar hükmetti.

Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazete’de yayımlanan kararına göre, olayların geçtiği tarihte 18 yaşından küçük olan birey, “zor ve tehdit sonucu yaşadığını belirttiği cinsel birliktelikler” sonucu hamile kaldı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 18 yaşından küçük bireyin birlikte olduğunu bildirdiği kişiler hakkında soruşturma başlatıldı. 18 yaşından küçükken Hamile kalan kızın ailesi gebeliğin sonlandırılması için Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurdu. Hakimlik, bu talebin soruşturmayı yürüten başsavcılık tarafından yapılması gerektiğini belirterek, başvuruyu usulden reddetti.

Ailenin talebi üzerine başsavcılık soruşturma dosyasını hakimliğe gönderdi ancak hakimlik, başsavcılığın bu talebini de reddetti.

Başsavcılığın adli tıp kurulundan aldığı raporda, annenin hayatını tehlikeye atan normal gebelik komplikasyonları gelişebileceği, gebeliğin sonlandırılmasının hem anne hem de ceninin tıbbi yararına olacağı belirtildi. Raporun ardından başsavcılık, gebeliğin sonlandırılması talebi konusunda bir karar verilmesi için soruşturma dosyasının son halini hakimliğe tekrar gönderdi Adli Tıp Kurulu raporunun yeterince ayrıntılı düzenlenmediği gerekçesiyle hakimlik başsavcılığın talebini yine reddetti. Başvurucu karara tekrar itirazda bulundu fakat kabul edilmedi.
Dosyanın tekrar gönderildiği hakimlik, daha öncesinde verdiği kararın kesinleştiğini belirterek, başsavcılık talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetti.

Başvurucu, bu gelişmeler üzerin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, “isteği dışında meydana gelen gebeliğin sonlandırılması için mahkemelere yaptığı başvuruların kabul edilmediğini ve gebeliğe katlanmak zorunda bırakıldığını belirterek maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğini” öne sürdü.

Dosyayı inceleyen Anayasa Mahkemesi, başvurucunun, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, kadınların istenmeyen gebeliği sona erdirmeyi talep etmesinin, kişisel özerklik ve ruhsal veya bedensel bütünlükleriyle doğrudan ilgili olduğu vurgulandı.
Gerekçede, kişisel özerklik kavramı ile bireyin vücut bütünlüğüne yönelik müdahalelerin, özel hayat boyutuyla Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında kaldığı belirtildi.

Kanun koyucunun, bir suç neticesinde gerçekleşen gebeliklerin 20 haftadan fazla olmamak kaydıyla izinle sonlandırılabilmesine imkan sağladığı ifade edilen gerekçede, gebeliğin sonlandırılmasının izne bağlanması sebebinin, bunun bir suç sonucu gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetlenmesi olduğu kaydedildi.


Gerekçede, şunlara yer verildi:

“Somut olayda hakimlikçe, kadının kişisel özerklik ve bireyin vücut bütünlüğünün korunması hakkı ile ceninin menfaatleri arasında makul bir denge kurmaya yönelik yapılan düzenlemeler ve bu kapsamda 5237 sayılı Kanun’da öngörülen şartlar irdelenmeden sadece ‘anne yönünden sağlık sorunu yaratmadığı veya diğer bir zorunluluk hali olmadığı sürece gebeliği sonlandırmanın yaşam hakkı ihlali sayılacağı’ gerekçesiyle başvurucunun gebeliğinin sonlandırılmasına izin verilmediği anlaşılmıştır.


Öte yandan, itiraz merciinin de başvurucunun itirazlarını incelemediği ve gebeliğin sonlandırılması talebini sürüncemede bıraktığı görülmüştür. Olaydaki şartlar bütün olarak değerlendirildiğinde mümkün olan en kısa sürede verilmesi gereken karar, zaman faktörünün kritik öneme sahip olduğu yaklaşık iki aylık sürede bir türlü verilememiştir. Yargı makamlarının tutumu, başvurucunun gebeliğin sonlandırılması imkanına erişmesini imkansız kılmış ve başvurucuya aşırı bir külfet yüklemiştir.”

Yüksek Mahkemenin gerekçesinde, somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz olduğu, bu nedenle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zararları karşılığında başvurucuya net 100 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verildiği bildirildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here