Korona ile İntikam

0

Yaşam mimarının tasarım gücü doğayı, insanı, hayvanı, bitkiyi ve var olan her şeyi üretirken olağan üstü mühendisliğinin birçok yönüyle gizemini, bilinmezliğini ve erişilmezliğini korumaktadır. Bu güç öyle bir yüce güçteki, öyle bir büyüklükteki, öyle bir yetenekteki dünyanın gelişmişliğinin elde ettiği bilgiler ve anlaşılmışlıklar, hala bu doğa ve insanı var eden mühendisliğin içeriğinin yanında adeta solda sıfır kalmaktadır.

Yaradılışın temel hedefi…

Yaradılışın geçmişine baktığımızda sırayla toprak, dağlar, bitkiler, hayvanlar ve en son olarak insan yaratılmıştır. Burada asıl hedefin, yani kâinatı yaratmaktan maksadın insan olduğu görülmektedir. Dağların yaratılması ağaç ve bitkilere zemin hazırlamıştır. Bitkiler hayvanların yaratılmasına, bitki ve hayvanların varlığı insanların gelmesine zemin hazırlamıştır. İnsan hayatı bunların varlığına bağlıdır. Bu demektir ki yaratılan her şeyin ilahi bir güç ile tasarlandığı ve adım adım yaratıldığıdır. Yaratılan her şeyin mükemmelliği kadar sürdürülebilirliği de tasarımın en dikkat çekici yönünü oluşturmaktadır.

Yaradılışın gücü…

Doğa yaşadığı aksaklıkların birçoğunu oluşmaya başlama aşamasında, hatta oluşmadan, bir
kısmını ise daha oluşmanın başlangıcında çok küçükken algılayarak çözme gücünü de
kendinde bulmaktadır. Bugün yapay zeka ve öngörülebilirlik diye keyifle anlattığımız bilimin
yeniliklerini aslında kainat yaradılışı ile birlikte mühendisliğinin bir parçası olarak hayata
geçirmiştir.

Dünyanın tek yararlanıcısı insanlar değil…

Biz insanlar bilim olarak adlandırdığımız çalışmalarımızı refahı yakalamak, daha çok üretmek, daha kısa yollardan erişmeyi keşfetmek, işimize ya da menfaatlerimize yarayanı elde etmek için gerçekleştirdik. Elde edilecek mutluluğun tek yararlanıcısını hep insanlar olarak düşündük. Oysaki biz insanları var eden hayvanları, bitkileri, toprağı, havayı, suyu ve var oluşun tüm parçalarını düşünmedik. Bu olmazsa olmaz varlıklar varoluşun temel birleşenleri olduğuna göre; bu varlıkları korumayan, geliştirmeyen ve tek kelime ile pervasızca yok eden insanlar bindikleri dalı kestikleri gerçeğini önlerine koymayı hep ötelediler ve yakın geçmişimizden bugüne doğru baktığımızda, şiddeti hızla artan beklenmeyen olayların doğurduğu yıkıcı kayıplarla her geçen gün daha fazla iç içe olur hale geldiler.

Tükettiğimiz dünya…

Dünyamızın nimetlerini sorumsuzca her geçen gün daha fazla kullanan insanlığın yarattığı
sonuçlar ise kuraklık, kirlenme, zehirlenme ile birlikte gelişen doğal afetlere, yangınlara,
depremler, sellere, fırtınalara, bağlı yıkıcı kayıplar. Bizler yağmur yağışına sevinen insanlar
yerine yağmurdan korkan insanlara dönüştük, çünkü her yeri betonla kapladık ve yağmur suları toprakla buluşamayınca seller oluştu. Atmosferi kirlettik ve su kaynaklarımızı yok ettik, küresel ısınma var ve artık her sene daha fazla yangınları yaşar olduk. Her yere araç ile gitmeye çalışan yürümeyen bir toplum yarattık, milyonlarca otomobiller, yüzbinlerce havada uçan uçaklar, 2 raylarda koşan demiryolları ve deniz ulaşımımızın çıkardığı egzoz gazlarının zehirlediği havayı her geçen gün daha fazla solur hale geldik. Tüm canlılar bu havayı ve içerisindeki binlerce zehiri soluyor, bu zehirler tüm canlıların moleküllerinde her geçen gün daha fazla var artık. Artan küresel ısınma ile eriyen buzullar, yükselen dünya suları ile daralan yaşam alanları ve değişen mevsimler, bozulan doğal yaşam dengesi yine yaşanan küresel sorunlar.

En büyük tehlike açlık…

Dünya nüfusu hızla artıyor, en büyük tehlikelerden biriside üretimi karşılamayan tüketimin
getirdiği açlık. O nedenle dünyanın daha çok üretmesi gerekiyor, peki daha fazla nasıl
üretecek? Bir koyup 3 alırken bir koyup 10 almak nasıl olacak? Bilim buna da çare buldu;
genetikler bozuldu, GDO’lu gıdalar, hibrit tarım ve doğanın kanunlarından referansını almamış tarım ve hayvancılık metotları geliştirdi. Amaç, daha fazla üretmek. Bu üretilen gıdaları bedenlerimiz tanımıyor, besin zincirinin tohumlarını ve atıklarını doğamız kabul etmiyor, çünkü bunlar tanıdıkların ötesinde başka şeyler. Ortaya çıkan sonuç; insanlar, hayvanlar ve bitkiler sağlıksız, daha çok hasta, daha çok ilaca muhtaç ve mahkum. Neredeyse her beş kişiden birinde diyabet var ve kalp damar hastalıkları, kanserler almış başını yürümüş.

Hastalıklarla daha çok tanışacağız…

Tüm canlılar her geçen gün daha çok hastalığa ve hasta olmaya yakınlar. Hastalıkların
nedenleri, çeşitleri, oluşma hızları tıpkı bir yokuştan aşağı yuvarlanan güllenin artan hızı gibi artıyor ve sağlık bilimi bu hızları ne takip edebiliyor, neden yakalayabiliyor. Tüm canlıları hastalandıran etkenler insanların onları keşfedebilme yeteneklerinden daha hızlı doğuyor, gelişiyor, değişiyor ve bilim insanları bu hıza erişim konusunda çaresiz. Ortaya çıkan salgınların yıkıcı, öldürücü sonuçlarını yaşamaya ise insanlar her sene daha çok mahkumlar.

Ve Korona…

Bilim insanları, siyasetçiler, medya mensupları, sosyal bilimciler, tıp doktorları, ekonomistler, ağzı laf yapan hatipler ve daha nice insan grupları dün ve bugün birçok sorunu tartıştılar ve tartışmaya devam ediyorlar. Bugünün gündemlerinden birisi ise Korona Virus Enfeksiyonu. Bilim adamları Korona Virus hastalığının etkeninin hayvanlardan insanlara geçerek insanları hastalandırdığını söyledi. Ülkemiz bu günlerde hem korunmak için uygulanan binlerce tedbirler, hem de salgın hastalık döneminde konumunu, ekonomisini, statüsünü geliştirmek isteyen tüm fırsatçılar ile tanıştı. Konuşan tüm insanların bahsettikleri hususlara baktığımızda genel hatları ile benzer hususlar, lakin konuşulmayan bir husus var ki; bu husus gözden kaçan değil, yüzleşmekten imtina ettiğimiz insanlığın suçu. Çeşitli nesillerin şu soruyu sorması gerekiyor, 10- 20-30-40-50-60-70 sene ve daha ötesi yıllara doğru gidelim. Bu kadar çok felaket ve salgınları dünya geçmişte yaşadı mı? Giderek artan ve çeşitlenen felaketlerle yaşam her gün yeniden
yüzleşiyor, peki ne oldu da bu kadar çok artan felaketler insanların yaşamının bir parçası haline geldi.

Göz ardı edilen dünyanın kendi bağışıklık sistemi…

Salgın kelimesi kadar çok duyduğumuz kelime bireysel bağışıklık, herkesi koruyan bağışıklık
sistemi kişilerde zayıflıyor ve çöküyor, bu zayıflamanın ve çöküşün nedenleri anlatılıyor. Peki düne kadar salgınları yaşamayan bir dünya, diğer bir deyişle salgınlara neden olabilecek bakteri, virüs veya mantarları yenmeyi başarmış bir dünya bugün neden bu etkenlere karşı malup durumda? Nasıl ki bireysel bağışıklıktan bahsediyorsak dünyanın da üzerindeki olumsuzluklara karşı bir bağışıklık gücü ve sistemi vardır, bu sistem artık iflasın eşiğine gelmiştir ve dünya üzerindeki canlılar için sigorta niteliğini kaybetmiştir. Evet dünyanın bağışıklık gücünü biz insanlar pervasızca tükettik ve her sene yeni bir salgınla kucak kucağa kaldık ve kalmaya devam edeceğiz. Küresel bağışıklığın yok edilmesi maalesef insanların yarattığı utanç verici bir sonuçtur ve bunu daha çok üretmek, daha çok kazanmak için tüm değerleri hiçe sayan, yok eden kapitalist sistemi insanlık çok iyi bilmektedir ve bu acı gerçeklerle yüzleşmemek içinde konuşmamayı tercih etmektedir.

Dünyamız için iyi olanı yine bizler yapacağız…

Bu dünyayı her geçen gün bizler daha yaşanmaz hale getiriyoruz, yaşam alanlarını, yaşam
özgürlüklerini, yaşam dengelerini alt üst ettik, ne içecek suyumuz var, ne soluyacak havamız var, ne de beslenecek gıdamız var. Bunları ne için yaptık? Cevabı basit; daha çok para ve daha çok hakimiyet. Dünyaya ve yaşama böyle bakmaya devam ettiğimiz, doğanın kurallarına saygı göstermediğimiz ve verilen imkanları pervasızca tükettiğimiz sürece tüm dünya Korona virüs enfeksiyonu gibi pek çok salgınla felaketleri yaşamaya mahkum kalacak.

Doğaya müsaade edersek kendine gelir…

Dünyamız ve insanlarımız geleneksellikten hızla uzaklaşarak doğanın üretim gücünü
küçümseyerek endüstrinin temelsizliğini tercih etmeye devam etmektedir. İnsanlar ellerini
çektiklerinde endüstri çalışmayacaktır. Oysaki yok ettiğimiz doğal üretim zinciri ise hayatımızda tutsaydık o varlığını ve üretimini sürdürmeye devam edecekti. Doğanın üretim ve çözümleme gücünü referans almayan büyüme kapitalistleri ve kurnazları maalesef dünyadaki yaşama iyilik etmemişlerdir. Gelinen noktaya baktığımızda dünya şu anda gayri safi milli hasılasının 3-4 katı kadar borç batağının içerisindedir ve bu borç batağı kartopu etkisiyle kendisini hızla büyütmektedir. İflasın eşiğine gelen dünyamız maalesef komadaki bir hastadan farksızdır. Doğru teşhis ve doğru tedavi komadaki hastayı nasıl iyileştirebilir ise aynı mantık dünyamız içinde geçerlidir. Sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünya için hala şansımız ve fırsatlarımız var.

Çözümler doğru teşhislerle başlar…

Dünya ve üzerindeki doğal hayat insanların müdahalelerinden hiç hoşnut değil, gelişen
felaketler ve salgınlar ile doğa insanları süründürerek, hatta onları feci şekilde öldürerek
intikamını alıyor. İnsanlık bu acı gerçekleri çok iyi biliyor, ama konuşmaktan ve yüzleşmekten ısrarla kaçınıyor çünkü biz insanlar suçluyuz. Doğaya, yaşama, insana, hayvana, bitkiye, suya, toprağa havaya saygılı çocuklar, gençler ve nesiller yetiştiremedik.

Türkiye insanıyla ve kararlılığıyla güçlü bir ülkedir…

Herkesin bireyiyle, toplumlarıyla, yönetimleriyle, ülkeleriyle aklını önüne koyması ve gelecek için düşünmesi gerekir. Karar vericiler, akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum kuruluşları, özel teşebbüsler ve daha nice kuruluşların el ele vermeleri gerekir. Sorun bellidir, çözümler doğru teşhislerle hayata geçirilebilir. Dünyamızın ve ülkemizin insan kaynağı bu sorunları yaratma gücüne sahip olduğu kadar bu sorunlarla baş edebilme gücüne de sahiptir. Ülkemizin karalılığında neleri başardığı tarihimizden günümüze örnekleriyle yaşanmıştır. Bizler motivasyonumuz, imkanlarımız, kararlılığımızla; insanlarımıza, dünyamıza ve yaşamımıza kesinlikle ihtiyacı olan iyiliği yapabiliriz. Temennimiz dünyamıza ve ülkemize sürdürülebilir yaşam için saygı göstermenin önceliğimiz olacağı sorumluluklar herkesin hayatında daha çok
olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here